ÖYKÜ

SONSUZ SEVDA 
Zamanın ülkesinde bir erkek çocuk dünyaya gelmişti. Dünya ve evrene zıt bir çocuktu, her şeyin tam tersiydi. Yıllar geçti, çocuk büyüdü. Yaşıtlarına uymuyor, kendi dünyasını kuruyordu. Girdiği her yerde parlıyor, çevresindekiler onu olduğundan büyük görüyordu. Çocuk farklı olduğuna öyle inanmıştı ki kendini tüm insanlara kapamış, kendi dünyasında yaşamaya başlamıştı.

Dünyaya, insanlara, ailesine uyum sağlayamıyor ve bu onu derinden yaralıyordu. Dikkat çekmemek için onlara uymaya çalışıyordu ama inandığı düşünceler, kuralları, değerleri her geçen gün ağır bir yük gibi omuzlarına çöküyordu. Tüm siyahın içinde tek beyaz nokta gibiydi, yalnızdı. Bunu anlatamaz, söyleyemez olmuştu. Farklı olduğunu hissediyordu. Belki gerçekten farklıydı, fakat bunu kimse görmüyordu.

Yıllar geçti, çocuk delikanlı oldu. Değişen hiçbir şey yoktu. Yaşıtlarına uymuyor, yaşından olgun davranıyordu. Her şeyin farkında Lakin hiç bir şeyin farkında değil. Rolünü oynuyor du insanlara ve ailesine uymuyor, kendi dünyasında yaşamaya devam ediyordu. Bu durum her geçen gün onu daha çok yoruyordu. Koca dünyada yalnızdı, çaresizdi. Hiç arkadaşı yoktu, zaten olamazdı da. Kadınların ilgisi çoktu ama hiçbir şey onu etkilemiyordu.

Ay parçası gibi parlıyordu ama duvar gibiydi. İnsan benzeri olmadığı bir yerde nasıl yaşayabilirdi ki? Hayatı gittikçe zorlaşıyor, kendine yük oluyordu. Belki de ömrü boyunca bu böyle sürecekti.

Ve bir gün kendine şu soruyu sordu:
“Bu insanlara, bu dünyaya mı uyacaksın, yoksa kendi dünyanda yok mu olacaksın?”

O, yok olmayı seçti. Bu dünyaya ait olmadığını hissediyor, ölümü bekliyordu. Kendi kabuğuna çekilmiş, zor dünyasında direnerek yaşamaya devam ediyordu. Belki de kurtarıcısını bekliyordu…

Yıllar geçti, otuz yaşına geldi. O soruyu tekrar sordu, cevabı yine aynıydı. Ama bu kez kendini bozmadan, kurallarını, değerlerini ve düşüncelerini koruyarak insanlara ve hayata bir adım atmak istedi.

Tuğba Hoca

Bilgi eksikliğini gidermek için özel ders almaya karar verdi. O gün, hayatını tamamen değiştirecek gündü ama o bunu bilmeden yola çıktı. Ders almaya başladı. Öğretmeni Tuğba hocayı görünce bir anda karanlık dünyası aydınlandı. Hayatında hiç bu kadar mutlu olmamıştı. Benzerini bulamamıştı, çünkü tek olduğuna inanıyordu. Fakat Tuğba hocada başka bir şey vardı. Belki de beklediği buydu. Onun ışığına öyle sarıldı ki, belki de ilacı oydu. Bir bakışta tüm duvarlarını yıkmış, kapılarını kırmıştı.

Öğretmen; bilgili, olgun, evli bir kadındı. Ay parçası gibiydi, adeta cennetten gelmişti. Çok iyi gelmişti ona, dünyasını çiçek gibi açılmıştı. Sırf bu yüzden sürekli ders alıyor, onu sürekli takip ediyordu. Lakin bu sevda mıydı, şehvet miydi, bilmiyordu.

Aylar geçti. Ersan, hayatında hiç olmadığı kadar mutluydu. Huzurluydu, her geçen gün hisleri artıyordu. Bir gün eğitime ara verdi ama Tuğba hocayı bırakmadı, hep uzaktan takip etti. Onun yalnızlığını hissediyordu. Günlerden bir gün kumsalda yürüyen Tuğba hocayı gördü. Kalabalık içinde yalnız bir kadındı. O an hislerinin doğru olduğunu anladı.

Sevdası alevlendi, büyüdü. Hem mutlu oldu hem üzüldü. Ağladı, onun için dualar etti. Ona bakıp hayallere dalıyordu. Aslında aşkını imkânsız görmüyordu. Çünkü bazen insanın yarısının, kendinden önce açan bir çiçekte saklı olduğuna inanıyordu. Onun için imkânsız diye birşey yoktur, vazgeçmek vardır.

Sonsuz Sevda

Ömründe hiç tatmadığı duyguları tatmıştı. Her şey karmakarışıktı. Sevdası yakıyor, kavuruyordu. Yolunu kaybetmişti. Yemeden içmeden kesilmiş, ruh gibi geziyordu. Acı çekiyordu, mutluluğu onun resimlerinde arıyordu. Gecelerin sessizliğinde kayboluyor, düşüncelere dalıyordu. Uyuyamıyordu. Tüm hayatı artık Tuğba hocası olmuştu.

O güldüğünde mutlu oluyor, o üzüldüğünde üzülüyordu. Dünya ona dar geliyordu. Hiçbir yere sığamıyorum. Gün geçtikçe gücünü kaybediyordu. Tüm dünyası Tuğba hoca olmuştu. Sevdasını haykırmak istiyordu ama kırmaktan, üzmekten, acıtmaktan korkuyordu.

Sonunda konuşmaya karar verdi. Tatil bitmiş, eğitim başlamıştı. O gün konuşmak istedi, fakat yapamadı. Tuğba hocayı görünce sadece izlemeyi seçti. Ona bakmak cennete bakmak gibiydi. Lakin bu sevda artık ağır bir yük olmuştu.

Sonra duygularını kâğıda döktü. Şiir yazdı, 
Sende kaybolmak isterdim 
Dünyam sen ol isterdim 
Ve hep seni yaşamak isterdim 
Bir ömür seni izlemek isterdim 
Gözlerinde kaybolmak isterdim 

Tek dünya 
Tek nefes 
Sadece sen ve ben olmak isterdim 

Olmayacak duaya amin demekti 
Seninle bir olmak 
Lakin bütün sevdalar imkânsız değil midir 
Zor değil midir?

Olsun..
Olsun be 
Yinede hep seni yaşamak isterdim 

Bu dünyada bir olamadık.
Belki öbür dünyada buluşuruz.

Seni sevdiğim için 
Özür dilerim 
Mektup yazdı. Onun için sevmek, birlikte olmak değildi; o gülsün, mutlu olsun, sağlıklı olsun, huzurlu olsun, üzülmesin, ağlamasın yeterdi. Onun tüm acılarını üstlenmeye razıydı. İlk ve son sevdiği olacaktı. Kırmadan, incitmeden, üzmeden, dokunmadan sevmekti onun sevdası 

Ama biliyordu ki bu sevda büyük bir yara açacaktı. Ve kararını verdi: kendini tekrar çukuruna, belki de mezarına geri attı. Sevdasını mahşere bıraktı.

Mektubuna şöyle bir not düştü:

“Bu dünya bize dar geldi. Kavuşmak kavuşmak mahşere kaldı. Seni bir ömür bekleyeceğim. Seni beklediğim gibi ölümü de bekleyeceğim. Ölüm seni bana getirecek. Seni çok seviyorum 

           NE OLDU 
Ne oldu bana böyle, ne oldu 
Düşmez dediğim adam düştü 
Düştüyse kalkar dediğim adam
Kalkamaz oldu

Öfkem dünyayı yakacak kadar çok 
Yerimden kalkacak hâlim yok 
Ben miyim bunun sebebi 
Yoksa başkasımı?

Ne oldu bana, ne oldu? 
Gözyaşım sel olur akarken 
Yüreğimin ateşi sönmezken 
Nefesim, nefesim daralırken 
Gözlerim uyumazken 
Hasret içimi yakarken

Kalbimi ben taşırken 
Başkası kullanırken 
Nasıl yaşar insan, nasıl?
Ne oldu, ne oldu 
Yıkılmaz dediğim adama ne oldu?
Kaybett... Kaybetti.

            Ruhlar 
Dilim tutuluyor seni görünce,
Ellerim titriyor ellerine değince. 
GözLerine bakmaya korkuyorum, Kayboluyorum gözlerinde...

Nasil bir kadinsin sen? 
Sende bana ait olan bir şey var, 
Ruhlar sözleşmiş, 
Bedenler karşı çıksa da... 
Bana söz vermişsin, 
Ben de sana söz vermişim; 
Çift canı, bir bedende taşımaya.

Seviyorum be, sana bakmak 
Hem yaşatıyor hem öldürüyor. 
Sanki insan değil, meleksin. 
Benden seni almadın, 
Benim hayatımı aldın.

Sana mahkûmum 
Herşeyim senin elinde. 
Hiç büyümemiş çocuk gibiyim seninle, 
Sevdan beni dönüştürüyor, büyütüyor.

Sen istediğin sürece,
Hangi engel karşımda durabilir ki? 
Seni seviyorum, 
Sana aşığım, 
Sana ölüyorum…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Motivasyon

Hadi bunu bi oku